AN ART SPECIALISTS DREAM: TOWARDS A SKY

 

Text By: Elif Bayoğlu Erdem

Bir sanat uzmanına hayatında sadece birkaç defa en sevdiği sanatçının başyapıtı üzerinde çalışma şansı nasip olur. Şimdiye kadar Sotheby’s müzayede evindeki neredeyse 10 senelik çalışma hayatımda, bu Nisan ayı o ender rastlanan anın Towards a Sky isimli bir eser sayesinde benim için gerçekleşeceği zaman olacak. Bu ufuk açan eser, dünyaca ünlü Türk / Ürdün’lü sanatçı Fahrelnissa Zeid’in 1953’te yaptığı, 2’ye 6 metre büyüklüğünde çok büyük bir iş.

An art specialist only gets a handful of chances throughout their career to work on a masterpiece by their favorite artist. So far within my approximately 10 year tenure at Sotheby’s auction house, this April will be one of those very rare moments for me with Towards a Sky, a seminal work painted in 1953 by the internationally renowned Turkish/Jordanian artist Fahrelnissa Zeid measuring an astounding 2 by 6 metres.

İnanılmaz kuvvetli, olağanüstü bir enerjisi olan ve uçuk bir gizeme sahip bu eser, Zeid’in benzersiz ve olağan üstü karakterinin de bir kanıtı adeta. Sanatçının 1957’den beri sanat pazarında görülmeyen bu işi, onun seçkin hayatını ve işlerini keşfetmek, eşi benzeri olmayan yeteneğini ve komplike ve sofistike olan soyut kompozisyonlarını tekrardan irdelemek için büyük bir fırsat sunuyor. Fahrelnissa Zeid’in ve bu eserinin modern sanat tarihindeki yerinin önemini anlayabilmek için, kendisinin istisnai hayatından daha uzağa bakmaya hiç gerek yok.

It is a work of immense power packed with tremendous energy and ethereal mysticism, not unlike Zeid’s unique and extraordinary character. Unseen on the market since 1957, it brings a new opportunity to rediscover this distinguished artist’s life and oeuvre and her unequaled talent in creating some of the most complex yet sophisticated abstract compositions. In order to comprehend the importance of the artist and this present work in the history of modern art, one has to look no further than the exceptional life story of Fahrelnissa Zeid herself.

1901’de, oldukca entellektüel bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Fahrelnissa Zeid, İstanbul’daki adalardan biri olan Büyükada’da, Osmanlı İmparatorluğu döneminde büyüdü. Amcası Cevat Paşa Sultan Abdülhamid’in Sadrazamı ve babası Şakir Paşa ile birlikte ikisi de tarihçi, diplomat, yetenekli asker ve 6 dil bilen amatör fotoğrafçılardı. Zeid’in abisi Cevat Şakir Kabaağaçlı, Türk edebiyatında Halikarnas Balıkçısı olarak ünlenmişken, Zeid’in teşvik etmesi ile yeğeni Füreya ilk kadın seramikçi, kız kardeşi Aliye Berger de çok tanınan bir gravür sanatçısı oldu. Kızı tiyatrocu Şirin Devrim ve oğlu Nouvelle École de Paris akımının bir üyesi olan Nejad Melih Devrim’di. Şirin Devrim’in “A Turkish Tapestry: The Shakirs of Istanbul” kitabını 14 yaşındayken okuduğumdan beri, Fahrelnissa Zeid’in karakteri ve hayatı beni büyüledi.

Born into a family of intellectuals in 1901, Fahrelnissa Zeid was brought up on Buyukada, one of the Princes Islands in Istanbul under the Ottoman Empire. Her uncle Cevat Pasha was the Grand Vizier to Sultan Abdulhamid and with her father Shakir Pasha, the two brothers were both historians, diplomats, skilled soldiers and amateur photographers with a command of six languages. Zeid’s brother Cevat Sakir Kabaagacli was to be widely known as the Fisherman of Halicarnassus in the history of Turkish literature, her niece was Fureya, the first female ceramicist and her sister Aliye Berger, a well known printmaker who have both decided to become artists with Zeid’s direct encouragement, her daughter Sirin Devrim, an actress, and her son Nejad Melih Devrim, a member of Nouvelle École de Paris. Since I have read Sirin Devrim’s book A Turkish Tapestry: The Shakirs of Istanbul when I was only 14 years old, I have been enamored by the life and personality of Fahrelnissa Zeid.

İlk başta Büyükada’daki evinin sınırlarında, küçük bir yaşta resim yapmaya başlayan Fahrelnissa, 1919’da İstanbul Sanat Üniversitesi’ne yazıldığında oradaki sayılı kadın öğrencilerden biriydi. Edebiyat dalında önemli bir figür olan İzzet Melih Devrim ile 1920’de evlendikten sonra Fahrelnissa’nın Avrupa’yı gezme ve onun tarihi, kültürü, sanatı ve mimarisi ile Rönesans sanatı dahil birçok farklı yönü ile tanışma fırsatı oldu. Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1923’te kurulan yeni Türk Cumhuriyet’inde modern Türk çiftini simgeleyen İzzet Melih ve Fahrelnissa, en önemli diplomatik, sanatsal, politik ve edebi kişiler tarafından takdir edilir ve el üstünde tutulurdu. Beklenildiği gibi Atatürk’e de çok yakınlardı ve modern Türk alfabesinin oluşturulduğu 1928 Harf Devrimi öncesindeki ilk tarihi toplantıların birinde Atatürk’ün ü ve i harflerini ilk defa kullanarak yazdığı kelime “Fahrünnisa” ismiydi. Atatürk bu kelimeyi bir kağıda yazıp o akşam Fahrelnissa’ya bunu hediye etmişti.

Initially practicing painting at an early age in the confines of her home at Buyukada, Fahrelnissa was among the few female students at the Imperial School of Art in Istanbul when she enrolled there in 1919. After marrying the well-known literary figure Izzet Melih Devrim in 1920, Fahrelnissa had the opportunity to travel around Europe and be exposed to
its history, culture, art and architecture, closely studying everything from the Old Masters to the Renaissance. With
the new Republic of Turkey formed by Mustafa Kemal Ataturk in 1923, Izzet Melih and Fahrelnissa were cherished and celebrated by the leading diplomatic, artistic, political and literary circles in Istanbul as the new representatives of the modern Turkish couple. Unsurprisingly, they were also particularly close to Ataturk, and the word ‘Fahrunnisa’ would be the first time the umlaut would be used in the new Turkish language written by Ataturk on a piece of paper and given to the artist during the historical meeting on the creation of the modern Turkish alphabet in 1928.

Fahrelnissa’nın renkli hayatına heyecanlı ve zaman zaman türbülanslı bir dönem açan bir sonraki şey H.R.H Prens Emir Zeid Al-Hüssein’le olan ikinci evliliğiydi. Prens Emir Zeid aynı zamanda Ürdün Kral’ı Abdullah’ın da kardeşiydi ve Irak kraliyethanesindeki II. Kral Faisal’ın büyük amcasıydı. 1930’larda diplomat olarak İran kraliyethanesine elçi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nde hizmet vermek adına görevlendirildi. Fahrelnissa bu şekilde Emir Zeid‘le tanıştı ve romantik bir flört sürecinden sonra Atina’da 1934 yılında evlendiler. Zeid’in diplomatik görevi yüzünden 1935-1938 yıllarında Berlin’e giden ikili sonrasında İstanbul’a geri döndü.

It was her second marriage to H.R.H. Prince Emir Zeid Al-Hussein, which would open another exciting and at times turbulent chapter in Fahrelnissa’s colourful life. Prince Emir Zeid was also the brother to King Abdullah of Jordan and great-uncle of King Faisal II of the Royal House of Iraq. He was assigned as a diplomat serving as a minister plenipotentiary on behalf of the Kingdom of Iraq to the Republic of Turkey in 1930s. This is how Fahrelnissa would meet Emir Zeid and following their romantic courting, the two would get married in Athens in 1934. Following Zeid’s diplomatic assignment to Berlin in the years of 1935-1938, the couple would come back to Istanbul.

Prens Emir 1946’da Irak Büyükelçisi olarak İngiltere’ye atandıktan sonra Fahrelnissa ile Londra’ya taşındı. Sanatsal dışavurumu ve kariyeri için Zeid’in Londra’daki yeni hayatı ve Paris ile orası arasındaki gidip gelmeler çok önemli yeni bir dönem başlatmış oldu. Londra’ya taşındıktan sonra Fahrelnissa diplomatik dönemleri sürecindeki tanıştığı insanlar sayesinde çabucak kendini oradaki sanat dünyasına atti. Önemli galericilerle, küratörlerle, sanatçılarla ve Roland Penrose gibi değerli sanat kritiği ve Lynn Chadwick gibi dönemin çağdaş sanatçılarıyla çok yakın arkadaş oldu. Fahrelnissa misafir ağırlamaktan muazzam bir haz alırdı ve her zaman en muhteşem davetleri yaptı. Zaten büyülü davetler için büyükelçilik binasından daha uygun bir yer olabilir miydi? Irak Büyükelçiliği Doğu ve Batı’nın bir sentezi olarak dekore edilmişti. Henry Moore ve Cesar’ın heykellerinin yanında renkli kilimler, onların yanında ise Lynn Chadwick’in ahşap işleri ve Zeid’in kendi eserleri vardı.

In 1946, after becoming the Iraqi Ambassador to the United Kingdom, Prince Emir and Fahrelnissa moved to London. Her new life in London and subsequently her time shared between there and Paris would mark a pivotal new era in Zeid’s career and artistic output. Upon moving to London, Fahrelnissa quickly immersed herself in the art scene there mainly through introductions during their diplomatic tenure. She would become close friends with leading gallerists, curators, artists and critics including Roland Penrose and Lynn Chadwick. Fahrelnissa always loved entertaining guests and would throw the most lavish parties and where else could be more suited than their ambassadorial home for such events. It was decorated as a lovely synthesis of the Orient and the Occident. There were colorful kilims alongside a sculpture by Henry Moore and Cesar, a wooden mobile by Lynn Chadwick and Zeid’s own paintings.

Fahrelnissa’nın İngiltere’deki ilk sergisi Londra’da St George Gallery’de 1948’de açıldı ve sergi Kraliçe II. Elizabeth’in annesi tarafından da gezildi. Fahrelnissa Zeid sergiden hemen sonra “Ressam Prenses” lakabı ile taçlandırıldı. Diplomatik görevi ve sanata olan bağlılığı arasında vaktini dengelerken bir yandan da Nouvelle École de Paris’in sanatçıları ile Paris’te ve Londra’da sergi yapmaya devam etti. Zeid sonrasında Rue de Grenelle’de kendine ufak bir apartman aldı ve Londra’daki büyükelçiliğin yanı sıra burayı da ikinci stüdyosu olarak kullanmaya başladı. Dünyanın her bir yanından sanatçılar Paris’te toplanıyordu ve beraberinde, belirli bir kategoriye sığdırılma tasası olmadan moda, zevk ve yeni bir harekete yol açan akımlar getiriyorlardı. Bu sosyal ortamda Fahrelnissa kendi spiritüel evini buldu.

Fahrelnissa’s first solo show in London opened at St George Gallery in 1948 which was also attended by the H.R.H. Queen Mother of England. Fahrelnissa Zeid would immediately be lauded with the title ‘Painter Princess’ following the show. Splitting her time between her diplomatic role and her artistic calling, Zeid was simultaneously exhibiting with the Nouvelle École de Paris artists in Paris and continue opening her shows in London. Subsequently, Zeid bought a small apartment on Rue de Grenelle and started to use it as her second studio alongside the one at their ambassadorial home in London. Artists from across the world congregated in Paris, bringing with them a wealth of fashions, tastes and techniques that constituted a new movement without a specific identity. In this milieu Fahrelnissa found her spiritual home.

Zeid’in eseri Towards a Sky’ın, ilk kez 1953’te 8th Salon des Réalités Nouvelles’de, Vers un Ciel ismi ile sergilendiği biliyoruz. Bir sonraki sene Zeid’in Londra’daki Institute of Contemporary Art’daki kişisel sergisinde gösterildi. Eserin yüksekliği o kadar uzun geliyordu ki, üçte biri rulo şeklinde sarılıp, gerisi de görülmeye açık bir şekilde sergilendi. Zeid’in ICA’deki sergisi, Avrupa’nın kalbindeki bu önemli enstitüde ilk ve sayılı kadın sanatçı olarak gösterilmesi açısından kariyeri çok önemliydi. Zeid 1957’ye kadar bu resmi kendi himayesi altında tutup, birçok eserine yaptığı gibi bazı bölümlerin tekrardan üstünden geçti. Ta ki Lord’s Gallery’nin sahibi Philip Granville, galerisinin Londra’daki açılışı için Zeid’den tek işilik bir sergi isteyene kadar. Sanatçının sayılı bu derecede heybetli eserlerinden biri olmakla beraber, Towards a Sky tam anlamıyla nefes kesici bir yetenek gösterisi. Sanatçının inanılmaz becerisi ve yaratıcılığı neredeyse müzikal denebilecek bu eserde tekrar kendini ortaya koyuyor. İçinde ve dışında yaşadığı sevinçlerle ve fırtınalı hayatıyla Zeid’in sanatı her zaman eşsiz karakterinin bir yansıması oldu. Zeid renklerin ustasıydı ve Doğu kökeniyle Batılı büyütülüş şeklini bir araya getirerek olağanüstü kompozisyonlar yaratıp, zamanının en cüretkar ve yenilikçi sanatçısı olarak kendini kanıtladı.

The present work, Towards a Sky is believed to have been first exhibited at the 8th Salon des Réalités Nouvelles in 1953 with the title Vers un Ciel. The next year it was shown at a solo exhibition on Zeid at the Institute of Contemporary Art, London. The work was so tall that the one third of the painting had to be rolled and the rest left on full view during the show. Zeid’s show at the ICA was particularly important for her career, making her one of the first and few female artists to exhibit at this important institution in the heart of Europe. Zeid kept the painting in her possession until 1957, reworking and repainting sections of it as she usually did to her works until the owner Philip Granville has asked Zeid for a solo show for the inaugural opening of Lord’s Gallery in London. One of only a handful of such monumental canvases the artist has ever painted, it is absolutely breathtaking and its truly tour de force. The extraordinary ability and creative talent of the artist creating a well-balanced, almost musical painting is awe inspiring. A testament to the joys and torments of an inner world and the outer forces, Zeid’s art as in the present work has always been a reflection of her unique personality. Zeid was a master of colour and brought together her Eastern origins with her Western upbringing to create extraordinary compositions, establishing herself as one of the most innovative and daring artists of the period.

Towards a Sky, 1957 yazında Zeid’in Lord’s Gallery sergisinde bir koleksiyoncu tarafından satin alindi. Sadece 1 sene sonra, Irak’taki 14 Temmuz Devrimi gibi şok edici ve üzücü bir olayla, Prens Emir bin Zeid’in ailesi katliama uğradı ve Hashemite monarşisi düşürüldü. Bu yüzden Fahrelnissa ve Prens Londra’daki buyukelcilik binasindan çıkıp Holland Park’taki yeni evlerine taşındılar. O andan itibaren 1970’te Prens Emir Zeid’in ölümüne kadar Paris’teki evleriyle ve Londra’daki daireleri arasında vakit geçirdiler. Paris’te sergiler yapmaya devam etmesine rağmen, Zeid sonrasında Amman’a taşınıp oğlu Prens Raad’ın ve geri kalan ailesinin yanına gidip oradaki sanat gruplarına eğitim verirken resim yapmaya devam etti
ve bir sanat enstitüsü kurdu. Zeid bu resmin fotoğrafını 1991’de ölene kadar başucunda tuttu. 30 sene gibi uzun
bir süre boyunca aynı koleksiyonda kaldıktan sonra Zeid’e, Towards the Sky’ın Amerika’da büyük bir kurum tarafından alındığı haber geldi. Bu kurum da dünyaca ünlü mobilya devi olan Steelcase, Inc.’den başkası değildi.

Towards a Sky was acquired by a collector from Zeid’s shows at Lord’s Gallery in the summer of 1957. Only a year later, in 1958, due to the shocking and disheartening massacre of Prince Emir bin Zeid’s family and the overthrow of the Hashemite monarchy in Iraq following the 14 July Revolution, Fahrelnissa and the Prince had to move out of the Ambassadorial home in London and move to a new house in Holland Park. From then onwards until the passing of Prince Emir Zeid in 1970, they would split their time between this house and the one in Paris. Despite continuing to exhibit in Paris, Zeid later moved to Amman to join the rest of her family where her son Prince Raad was living and continued to paint there while also teaching art to a group of students and founding an art institute. Zeid would keep a photograph of this painting in a frame on her bedside
in Amman until her passing in 1991. Thirty long years after staying in the same collection, in 1987 Zeid was informed that Towards a Sky was acquired by a large corporation in the States for their collection which was no other than the furniture giant Steelcase, Inc.

New York ve Avrupa’nın farklı yerlerindeki sergilerinin yanı sıra, Zeid’in işleri Tate Modern, Londra, Istanbul Modern, Istanbul ve Mathaf: Arab Museum of Modern Art, Doha gibi önemli müzelerin koleksiyonlarinda da yer alıyor. Zeid evim diye bahsettiği Ürdün tarafından sanata olan desteğinden dolayı Ürdün Yıldızı ile onurlandırıldı. Aynı zamanda Fransa devleti tarafından Commandeur des Arts et des Lettres unvanını aldı. Zeid’in çok sayıda işi 2015’te 12. Sharjah Bienali’nde, aynı sene sonunda da İstanbul Bienali’nde sergilendi. Sanatçının eserlerinden oluşan retrospektifi Haziran 2017’de Tate Modern müzesinde açılacak ve ardından bu sergi 2017 Ekim’inde Berlin’deki Deutsche Bank Kunsthalle’ye taşınacak. Zeid’in bu büyüklükteki eserleri sadece birkaç kere açık arttırmalarda göründü. Son derece ender ve sınırlı sayıda olmakla birlikte bu boyutta eserlerinin çoğu son derece önemli enstitülerde ya da değerli özel koleksiyonlarda yer alıyor. İlginç tarihi, seçkin kökeni, muazzam boyutu ve etkileyici kompozisyonuyla, Towards a Sky’ın her koleksiyonerin hayalini süsleyecek müzelik bir eser olduğu tartışmasız bir gerçek.

Besides having exhibitions all around Europe and New York, Zeid’s works are in the collections of leading museums such as Tate Modern, London, Istanbul Modern, Istanbul and Mathaf: Arab Museum of Modern Art, Doha. Zeid was awarded the Star of Jordan for her contribution to the arts in the country she later called home and she was also made Commandeur des Arts et des Lettres by the French government. A large selection of Zeid’s works were most recently exhibited at the 12th Sharjah Biennial in 2015 and at the 14th Istanbul Biennial the same year. Tate Modern will host a major retrospective on the artist’s oeuvre opening on June 2017 once again validating this artist’s tremendous talent which will then travel to the Deutsche Bank Kunsthalle in Berlin in October 2017. Zeid’s paintings of this size and magnitude have only appeared at auctions a handful of times. They are extremely rare, not more than ten exist and most are already in institutions or in significant private collections. With its intriguing history, distinguished provenance, monumental size and awe inspiring composition, it is undeniably a work of museum quality and a collector’s item at its best.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*