HASAN PEHLEVAN

Photography by: Mehmet Kocaoğlu

Sokakta yürürken etrafınızda bir yıkıntı gördüğünüzde o yerin hikayesinin ne olabileceğinin senaryosunu çizer misiniz? İstanbul’un geçirdiği kentsel değişimi hissetmemek, en azından farkında olmamak bu günlerde imkansız. Kasa Galeri’de 5 Mayıs’a kadar devam edecek olan “İmkansız Uzam” sergisi tam da bu sıcak konuya değiniyor. Serginin sanatçılarından Hasan Pehlevan bize tüm içtenliğiyle anlatıyor…

If you see a destructed structure as you walk the streets, do you imagine the scenario of the story behind that place? It is impossible to not feel, at least to be aware of the urban transformation İstanbul is going through currently. The exhibition at Kasa Galeri “İmkansız Uzam”, on view until May 5, touches right on this hot topic. One of the artist’s of the exhibition, Hasan Pehlevan, talks to us with all his sincerity…

Diyarbakır’da doğdun ve büyüdün. Şu anki estetiğinde oradan bir parça görüyor musun?

Türkiye, Silvan doğumluyum. Hayatımın 3’te 1’i Diyarbakır’da yaşadım. Resme olan ilgim, ilköğretim dönemlerimde bunu farkeden resim ögretmenimin beni Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi’ne yönlendirmesiyle başlamış oldu. Şu anki sanata olan bakış açımın bir parçasıdır Diyarbakır.

You were born and raised in Diyarbakır. Do you see a piece of it in your current aesthetic?

I am Silvan, born in Turkey. I spent 1/3 of my life in Diyarbakır. My interest in art began when my painting teacher discovered this during my elementary school years and guided me to enroll in Diyarbakır Fine Arts Highschool. Diyarbakır is a part of my point of view in art.

Geometriye olan merakın o zamandan mı başladı?

Form ve formun gücüne inandım. Artuklular’dan, Sümerliler’den ve Selçuklular’dan kalan ve bir çok medeniyete yer vermiş olan Diyarbakır’ın tarihinin her yerinde bu form, çizimler mevcut. Annemin bana örmüş olduğu kazaktan tutun, evin içindeki halılardaki formların dizilimi beni hep geometrik bir matematiğin icine çekti. Bu yönde içselleştirdiğim bir sorun haline geldi.

Did your interest in geometry start then?

I believed in form, and the power of form. Diyarbakır, which housed many civilizations from the Artuquids, Sumerians, and the Seljuks includes this form and drawings in it’s history. From the sweater that my mom knitted for me, to the order and forms of the rugs in the house, all lured me into a geometric mathematics. It became an inherent problem in that sense.

İstanbul’a gelişin nasıl oldu? Büyük şehir hayallerin mi vardı?

İyi bir eğitim için ve sanatın merkezi olduğu için İstanbul’a gelmek istedim. Ailemin beni İstanbul’a göndermesi mümkün değildi. Elimdeki telefonu satarak İstanbul’a geldim. Benden önce gelen arkadaşlarımın yardımı ile Marmara Güzel Sanatlar’ı kazanınca ailemin güvenini de kazanmış oldum.

Büyük şehir hayallerim yoktu. Ufuk çizgimde göremediğim bulanıkları netleştirmek dersek buna daha iyi olur. Şuna şöyle cevap vermek isterim; gezmek ve görmek benim en büyük besin kaynağım oldu.

How did you first come to İstanbul? Did you have dreams for the big city?

I wanted to come to İstanbul for it was the center for the arts and to receive a good education. It wasn’t possible for my family to send me to İstanbul. I came to İstanbul by selling my mobile phone. I earned the trust of my parents later on after I got into Marmara Fine Arts with the help of my friends who had come before me.

I didn’t have dreams for the big city. It would be better to call it clearing the blurry lines I couldn’t see in the horizon. I would like to respond to that like this; what fed me the most was to go around, see and witness things.

Yaratıcı kimliğinin yeni bir şehre, İstanbul gibi bir şehre geçişin ile nasıl etkilendiğini düşünüyorsun?

İstanbul çok büyük bir şehir. Hala geziyorum, hala gitmediğim yerleri görmeye çalışıyorum. Gördüğüm yapılardaki mimariyi araştırıyor, bunun üzerine okumalar yapmanın yanında farklı disiplinlerde işler de üretmeye çalışıyorum. Diyarbakır’dan İstanbul’a geldiğimde her dilden, her mezhepten insanlarla karşılaşmış oldum. İletişim için ortak dilde konuşmaya çalışıyorum. Bu iki şehir arasında gidip geliyorum hala. Etkilenmemek elde değil. Sokak sanatını İstanbul’da gördüm ve uzun bir yola cıkmış oldum.

How do you think your creative identity was affected upon moving to a new city, a city like İstanbul?

İstanbul is a very big city. I still go around, visit places I haven’t seen. I research the architecture on buildings, do readings on them, and on top of that, I try to create works using different disciplines. When I came to İstanbul from Diyarbakır, I met so many people from different languages and beliefs. I try to speak in a common language in communication. I still go back and forth between these two cities. It’s not in your hands to not get affected by it. I saw street art in İstanbul, and started a long journey.

Senin de işinin yer aldığı “İmkansız Uzam” sergisi Kasa Galeri’de açıldı. Nedir burada bu 3 sanatçıyı birleştiren güç?

“İmkansız Uzam” sergisi birbirini çok iyi tanıyan 3 arkadaşın 1 yıldır düzenli toplantılar yaparak, ortak bir bellekte ele almış olduğu bir proje sergisidir. Deniz Aktaş, İhsan Oturmak ve benim üzerinde çalıştığımız işler; yer, aidiyet, yıkım, inşa ve hafıza kavramları çerçevesinde şekilleniyor. Üçümüz de belli alanlarda farklı disiplerde işler üretmekteyiz. 90larda kolektif sergilerin devamı niteliğinde olan yeni bir jenerasyon sanatçıların da bu organik kolektif yapıyı tekrar gündeme almak istedik. Yıkımın bitmediği bir ülkede, birçok kimliğin sorunsal hale gelmesi (böyle bir durum var), kültür göcüne uğramışlık, yapı tahribatı gibi sorunları ele alıyor bu sergi.

The exhibition, “İmkansız Uzam,” in which your work is also included is open now in Kasa Galeri. What is the force that brings these 3 artists together here?

“İmkansız Uzam” is a collective project exhibition realized after a year of meetings by 3 friends who have known each other really well. It is an exhibition framed around the concepts of place, belonging, destruction, construction and memory that exists among mine, Deniz Aktaş’s and İhsan Oturmak’s work. We all create works under different disciplines in certain fields. We wanted to reexamine the organic collective structure of new generation artists that is like the continuation of the collective exhibitions of the 90s. In a country where destruction never ends, this exhibition takes many identities becoming a problem (such situation exists), cultural migration, and structure destruction to hand.

“Yıkım” senin için ne ifade ediyor? Bu konuyu ele almanın arkasında yatan bir sebepler ne?

Eğer bir yeri yıkıp yerine daha iyi bir şey sunmuyorsak bunun yapmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Bir önceki işlevselliğini yetirmiş ise bunun yerine daha işlevsel konumda bir yapı gelmeli. Maalesef türkiyede yıkımı “kentsel dönüşüm” diye adlandırılmakta. Yıkımın olduğu bir kültürde kaybolan bir kültüre evrildi. Bir yerin fiziki dönüşümü oradaki varolan kültürün de topyekün dönüşümü anlamına mı geliyordu? Değişen dönüşen haritalardan tutun evinizin duvarlarında hissedilen yıkıma varıncaya değin her şey birer anı bellek olarak hafızamızda yer edinecek ve bir süre sonra zamanın karanlık kuytularında unutulacak, kaybolacak. Bir 10 yıl sonra Fikirtepe ya da Palmira Antik Kenti ya da Sur (Diyarbakır) , Sulukule , Tarlabaşı gibi artık hatırladığımız yer olmaktan uzak birer görüntüye dönüşecek. Bu kayboluşu bu unutuluşu ertelemek için zamana biraz da not düşmek için yaptığım çalışmalar beni bir nebze olsun teselli ediyor. Bu avuntu bir başkaldırıya dünüşmeden yıkım sürecek!

What does “destruction” mean to you? What are the reasons behind your focus on this issue?

I don’t think that it’s meaningful to destruct some place if we are not offering something better in return. If the previous one lost it’s efficiency there must be a more efficient structure to replace it. Unfortunately in Turkey, destruction is named as urban renewal. In a culture in which destruction is evident, the culture evolved to be fading. Did a physical transformation of a place also mean the complete transformation of it’s existent culture? From the ever changing and transforming maps to the destruction felt on your house walls, everything will mark it’s place in our memory and after a while it will be forgotten, lost in the darkness of time. In 10 years time, places like Fikirtepe, Antique City of Palmira, Sur (Diyarbakır), Sulukule or Tarlabaşı will turn into far more different places than we remember them to be. The work I do to postpone this degradation and document time somewhat consoles me. The destruction will continue on if this solace doesn’t turn into a rebellion!

Çağdaş sanatın ve sanatçının toplumda yeri ve görevini nasıl yorumluyorsun?

Sanatçının toplumdaki yeri hala tartışılıyor. Sanatçı birseyi değiştiren, birşeyin yanlış olduğunu doğru olan bu gibi denilen, bir misyonu olduğu düşünülmektedir. Ben buna katılmıyorum. Sanatın birşeyleri değiştirebilme gücü olduğuna inanmıyorum. Sanatın sadece bir gösterme gücüne sahip olduğunu savunabilirim. Ben de işlerimde bunu ön görmekteyim.

What’s your view on the role of contemporary art and artists in society?

The role of the artist is still discussed. The artist is seen to have a mission to change something, to say something is wrong and correct it. I don’t agree with this. I don’t believe in the transformative power of art. I can only advocate that art has the power to point things out. And that is what I explore in my work.

Galeri ve stüdyonun ötesinde seni neler heyecanlandırır?

Sokaklar beni heyecanlandıran tek şey galiba. Her şey daha net ve görünür. Binlerce insanın gündelik hayatta sürekli yürürken geçtikleri yer sokak. Bundan güzel bir galeri ve stüdyo olabilir mi sizce?

What excites you beyond the gallery and the studio?

I think streets are the only thing that excite me. Everything is more clear and visible. The streets are where thousands of people pass by when walking everyday. Does a gallery and studio get better than this?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*