FENDI SS27: Beden Kimin Kurallarına Göre Giyinir?

News24 Eylül 2026
FENDI SS27: Beden Kimin Kurallarına Göre Giyinir?

Maria Grazia Chiuri’nin FENDI için İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu, kadın ve erkek giyimi arasındaki çizgiyi bulanıklaştırırken arzuyu, kırılganlığı ve sabit kimliklerin ötesinde giyinme özgürlüğünü araştırıyor.

Moda bedeni giydirir. Ama önce onu tanımlamaya çalışır: kadın, erkek, seksi, ciddi, güçlü, kırılgan, görünür, mahrem. Maria Grazia Chiuri’nin FENDI için kurduğu yeni evrende ise bu kategorilerin hiçbiri uzun süre yerinde kalmıyor. SS27’nin merkezinde basit bir soru var: Beden, kendisine biçilen rolü oynamayı bırakırsa ne olur? Chiuri için özgürlük fiziksel, duygusal ve zaman zaman çelişkili. Eril ile dişil buluşuyor; güç ve kırılganlık aynı bedende yaşayabiliyor; arzu, onu tanımlamaya çalışan kimliklerden daha akışkan hale geliyor.

E. E. Cummings’in “Bedenimi severim, senin bedeninleyken” dizesi koleksiyonun duygusal tonunu belirliyor. Burada beden anlamını başka bedenlerle kurduğu ilişkide bulurken, giysiler de bir zırhtan çok ikinci tene dönüşüyor. Ve bu ikinci ten iç çamaşırıyla başlıyor. Sütyenler, danteller, transparan katmanlar ve nakışlar saklanmak yerine görünür hale geliyor. Mahrem olanla kamusal olan arasındaki sınır çözülüyor. Ama burada teşhir yalnızca seksilikle ilgili değil. İşin içinde oyun, ironi ve görülmenin verdiği haz da var.

Sabahlık yatak odasından çıkıp sokağa karışıyor. İpek hayvan desenleriyle, dantel ağır kumaşlarla, kadife parşömen hissi veren yüzeylerle buluşuyor. Punk ve burjuva kodları aynı bedeni paylaşırken ayakkabılar neredeyse birer mücevhere dönüşüyor. Parlak ve mat, hafif ve ağır, mahrem ve gösterişli arasında bir hiyerarşi yok.

Belki de mesele tam olarak bu: Seçmek zorunda değilsin.

Bu dünyanın bir koruyucu azizesi varsa, o da Raffaella Carrà olabilir. Carrà burada yalnızca sahne kostümleriyle değil, bedeni ve görünürlüğüyle kurduğu özgür ilişkiyle önemli. Onun dünyasında arzu utangaç değil, kadınlık pasif değil, eğlence de yüzeysel olmak zorunda değil. Payet, dans, çıplaklık ve mizah, eğlenmeye devam ederken kültürel kodları da bozabiliyor.

Adriano Celentano’nun kült Prisencolinensinainciusol performansındaki aynalar bu fikri daha da ileri taşıyor. Carrà, Celentano ve dansçıların bedenleri çoğalırken kimin kime baktığı giderek belirsizleşiyor.

Defile alanında Luciano Fabro’nun Cubo di specchi (Ayna Küp) eseri bu gerilimi fiziksel hale getiriyor. İzleyici modellere bakarken kendi yansımasıyla karşılaşıyor. Bedenler üst üste biniyor, perspektif değişiyor ve bakan kişi de görüntünün bir parçasına dönüşüyor. Aynı şey cinsiyet için de geçerli.

Burada mesele kadınların erkek gardırobundan, erkeklerin de kadın gardırobundan parçalar “ödünç alması” değil. İki gardırop birbirinin içine sızıyor ve kodlar giderek sahiplerini kaybediyor. Dantel kimin? Kadife? Transparanlık? Hayvan deseni? Sabahlık? Mücevher gibi parlayan bir ayakkabı? Artık pek önemi yok.

Moda yüzyıllardır korseler, takım elbiseler, sütyenler, topuklar ve üniformalarla bedene nasıl davranması gerektiğini söylüyor. Chiuri, FENDI’de bu ilişkinin yönünü tersine çeviriyor. Giysi artık bedene hükmetmiyor; onu takip ediyor. Feminenlik maskülenliği ortadan kaldırmıyor. Güç, kırılganlığın karşıtı değil. Seksilik, ciddiyeti dışlamıyor. Ve belki SS27’nin en güçlü önerisi aynı zamanda en basiti: Ya özgürlük, kendimizi sürekli tanımlama ihtiyacı duymadığımız yerde başlıyorsa?

Author: Ali Aydın Ustaoğlu

RELATED POSTS