Aynı Yerden Hayal Etmek

Arts & Culture9 Eylül 2026
Aynı Yerden Hayal Etmek

Bazı dostlukların kendi yaratıcı dili var. Birbirinin dünyasını uzaktan izlemekle başlayan, zamanla sezgileri, fikirleri ve hayalleri birbirine karıştıran bir dil. Tuğçe Şenoğul ve Boran Kuzum’un uzun zamandır açık tuttuğu o ortak alan, bu kez “Yağmurlar”da kendine yeni bir form buluyor. Şarkı Tuğçe’den çıkıyor, Boran’ın zihninde görüntülere dönüşüyor; birinin içinden geçen, diğerinin hayalinde başlayan yeni bir hayat buluyor. Üstelik Boran Kuzum ilk kez yönetmen koltuğuna geçerken, Tuğçe Şenoğul da kendi şarkısını yakın bir dostunun bakışına bırakıyor. Ortaya çıkan şey yalnızca bir video klip değil; birbirini iyi tanımanın, birbirinin sezgilerine güvenmenin ve yaratırken diğerine alan açmanın izlerini taşıyan ortak bir dünya.

Tuğçe ve Boran’la “Yağmurlar”ın açtığı bu dünyayı, dostlukla yaratıcılığın birbirine değdiği yerleri ve bazen tek bir şarkının iki insan arasında nasıl bambaşka bir hikayeye dönüşebildiğini konuştuk.

DUYGU  “Yağmurlar”ın klibini birlikte yaratma fikri ilk kimden çıktı ve ilk konuşmanızdan sete uzanan süreç nasıl gelişti?

TUĞÇE Aslında fikir ilk Boran’dan geldi. Bir gün birlikte albümü dinlerken bana “Yağmurlar” üzerine bir şeyler hayal ettiğinden ve bir klip çekmek istediğinden bahsetti. Sonra hikayeyi anlattı. Gerçekten çok etkilendim, hatta gözümden yaş geldi. Üzerine hiç konuşmamış olmamıza rağmen, yalnızca bu şarkıda değil, albümün bütününde anlatmak istediğim şeyi bu kadar net hissetmiş olması, içimi okumuş gibi hissettirdi ve beni çok duygulandırdı. Sonrasında bu hayalimizi geliştirmeye başladık ve süreç aslında oldukça yoğun ve hızlı ilerledi diyebilirim. Harika bir ekiple çalıştık. Sayelerinde benim için rüya gibi geçti bu süreç. Heyecanla ve gururla Boran’ın bu süreci yönetmesini izledim.

BORAN  Tuğçe, arkadaşlığımız boyunca — hatta aslında daha tanışmadan önce bile — müziğiyle bana hep ilham olmuş bir sanatçı. Dinleyicisine bir şey hissettirme, bazı duyguları harekete geçirme konusunda çok güçlü olduğunu düşünüyorum. “Yağmurlar” da resmi olarak yayınlanmadan önce Tuğçe’nin bana demo olarak gönderdiği bir şarkıydı. İlk dinlediğim andan itibaren kendimi tekrar tekrar açıp dinlerken buldum. Zaten çok uzun zamandır birlikte bir şey yaratmak istiyorduk. Bunun ne olacağını bilmiyorduk; bir fotoğraf çekimi mi olur, bir video klip mi, başka bir şey mi… Ama birlikte bir şey üretme isteğimiz hep vardı. Tuğçe bana kamera önünde de çok ilham veren biri ama bu kez onun sanatı için kamera arkasında bir şey yapmak, onun yarattığı dünyayı kendi dünyamdan bir yerle desteklemek istedim. Şarkıyı dinledikçe kafamda bir hikâye belirmeye başladı. Bir süre Tuğçe’ye hiçbir şey söylemedim. Önce kendi içimde hikayeyi, detaylarını, görsel dünyasını iyice oturtmak istedim. Tamamlandığını hissettiğim noktada onunla paylaştım. Sonrasında da diyebilirim ki mucizelerin kapısı açıldı.

DUYGU Boran, “Yağmurlar”ı ilk dinlediğinde sende nasıl bir his ve nasıl görüntüler uyandırdı? Şarkıyı dinlerken zihninde beliren ilk duygu ya da sahne neydi? Sonrasında klibin dünyasına taşıdığın o ilk histen geriye neler kaldı?

BORAN Aslında klibin açılışındaki görüntü, şarkıyı dinlediğim ilk andan itibaren kafamdaydı: Ters dönmüş bir arabanın yakın planından başlayıp kameranın yavaş yavaş geriye açılması ve Tuğçe’yi o yolun üzerinde görmemiz… İlginç olan şu ki, o ilk görüntüden sonra hikaye kafamda neredeyse kronolojik olarak akmaya başladı. Şarkıda benim kendi hayatımla da paralellik kurduğum bir his vardı. Tuğçe’nin müziğinin bana genel olarak hissettirdiği bir şey de bu aslında: Hayat bir yol. O yolda bazen başımıza gelen bir şeyi felaket ya da son gibi algılıyoruz ama belki de tam olarak o şey başka bir başlangıcın kapısını açıyor. Bazen o yolu birinin elini tutarak yürüyorsun, bazen tamamen yalnız. İnsanlar geliyor, gidiyor; bir şeyler kaybediyorsun, bir şeyler bırakıyorsun. Ama günün sonunda vardığın yerin, kendi başına durabildiğin ve olduğun kişiden mutlu olduğun bir yer olması bana çok kıymetli geliyor. Klibin hikayesini de aslında bu yolculuk hissinin üzerine kurduk. Başlangıçta kafamda olan o ilk duygudan çok az şey değişti. Görüntüler, semboller, detaylar çoğaldı ama hikayenin kalbindeki duygu hep aynı kaldı.

DUYGU Tuğçe, Boran’ın Yağmurlar’ı yorumlama biçiminde seni şaşırtan ya da “Ben şarkıyı yazarken bunu hiç böyle düşünmemiştim” dediğin bir an oldu mu?

TUĞÇE Beni asıl şaşırtan şey, üzerine aslında konuşmamış olmamıza rağmen beni, şarkıyı ve albümü bu kadar derinden görebilmiş olmasıydı. Anlattığı hikaye ve ortaya çıkardığı duygu bana gerçekten sanki içimi biliyormuş gibi hissettirdi. Bundan çok etkilendim.  Hikaye akışı, verdiği mesaj, sembollerle çizdiği portre ve onu tüm detaylara yayması çok ilham vericiydi. 

DUYGU Klibin hikayesini ve senaryosunu nasıl geliştirdiniz? Hazırlık sürecinizden bahseder misiniz? Masaya ilk koyduğunuz fikirle çektiğiniz final hikaye arasında neler değişti ve yaratıcı olarak birbirinizi nasıl beslediniz?

TUĞÇE Ben bu süreçte daha çok Boran’ın yaratım alanını izledim diyebilirim. Elbette fikirler üzerine birlikte konuştuk ama yarattığı hikaye, en başından itibaren anlatmak istediğim şeyi o kadar net ve bütünlüklü bir şekilde çiziyordu ki hiçbir şeye müdahale etmedim. Zaten her şey kendi içinde çok güçlü bir şekilde oturmuştu. Merak ettiğim bazı teknik meseleler vardı; hayal ettiğimiz bazı şeylerin çekimde nasıl sonuç vereceğini görmek istiyordum. Finalde onların da çok iyi aktığını görmek ayrıca heyecan verici oldu. 

BORAN Aslında hikayenin ilk haliyle çektiğimiz final hali arasında, özünde çok büyük bir değişiklik olmadı. İlk fikir oldukça net gelmişti ve hazırlık sürecinde daha çok o dünyanın detaylarını inşa ettik. Ama bütün bunların yanında benim için bu sürecin en kıymetli taraflarından biri Tuğçe’yle olan yaratıcı ilişkimizdi. Böyle bir arkadaşlığa sahip olduğum için gerçekten çok müteşekkirim. Birbirimizi beslediğimizi düşünüyorum. Daha doğrusu Tuğçe’nin bana ne kadar ilham olduğunu çok iyi biliyorum; benim ona ne kadar ilham olduğumu bilmiyorum. Belki de bu hikayeyi onun için kurarak ben de ona kendi dünyamdan bir şey vermiş oldum. Bir fikri birbirimize anlatırken onu korumaya çalışmak yerine geliştirmeye açık olmamız çok güzeldi. Birbirimizin sezgilerine güvenebildiğimiz bir alan oluştu ve bence yaptığımız işin ruhunda da bu güven var.

DUYGU İlk kez yönetmen koltuğundasın? En çok neye dikkat ettin? Oyuncu olarak kamera önünde edindiğin deneyimin yönetmenliğindeki etkilerini nasıl yorumluyorsun geriye dönüp baktığında? Kadraj, ritim ve şarkının melankolisini görselleştirme konusunda kendine koyduğun öncelikler nelerdi?

BORAN Oyunculuğun yönetmenliğime etkisini belki Tuğçe’nin yorumlaması daha doğru olur. Çünkü bu kez ben yönetmendim ama Tuğçe oyuncuydu ve sanırım sette ona, yıllardır bir oyuncu olarak bana nasıl davranılmasını istiyorsam öyle davranmaya çalıştım. Oyuncunun kendini güvende hissettiği, hata yapabileceği, deneyebileceği ve yönetmenin ondan ne istediğini anlayabildiği bir alan yaratmak benim için önemliydi. Ama yönetmen olduğunuz anda bunun çok ötesinde sorumluluklar da devreye giriyor. Çekim boyunca zihnimin ne kadar aktif çalıştığını ilk kez bu kadar net fark ettim. Bir şey planladığımız gibi gitmediğinde hemen başka bir çözüm bulmak, alternatif bir fikir üretmek, bir yandan oyuncuyla ilgilenirken diğer yandan kadrajı, zamanı, ışığı ve hikayenin bütününü düşünmek gerekiyor. Kendimi bütün gün çok tetikte ama aynı zamanda bundan çok keyif alırken buldum.
Kadraj ve ritim konusunda ise şarkının melankolisini yalnızca “hüzünlü” görüntülerle anlatmak istemedim. Benim için o melankolinin içinde bir hareket ve dönüşüm de vardı. Bu yüzden yol, hareket, düşmek, yeniden kalkmak, geride bırakmak gibi fikirler görsel dilin önemli parçalarına dönüştü.

DUYGU Tuğçe, kendi şarkının başka birinin görsel dünyasında yeniden anlam kazanmasını izlemek nasıl bir deneyim? Sette ya da kurguyu ilk izlediğinde şarkıyla kurduğun ilişkiyi değiştiren, sana şarkının başka bir tarafını gösteren bir an oldu mu?

TUĞÇE Aslında bunu yaratım sürecinin doğal bir parçası olarak görüyorum. Albümlerimizi ve şarkılarımızı yayınladığımız anda bir anlamda bizden çıkıyorlar ve kendi hikayelerini yaratmaya başlıyorlar. Başka insanların o şarkılarla kendi hikayelerini kurmasını izlemek de benim için her zaman çok heyecan verici oldu. Ama burada başka bir şey vardı. Ne kadar yakın olursak olalım, yeteneğine ne kadar güvenirsem güveneyim, Boran’ın kendi görsel yaratım dünyasında ortaya böyle bir iş çıkarması beni gerçekten çok etkiledi. Bir de sevdiğim bir dostumla birlikte yaratmak dünyanın en keyifli şeylerinden biri. Bu süreçte birlikte çok güzel anılar biriktirdik ve haliyle “Yağmurlar” benim için artık çok daha özel anlamı olan bir şarkıya dönüştü. Şimdi en büyük keyfimiz, klibi izleyen insanların onunla kurduğu ilişkiyi ve şarkının yazılmaya devam eden yeni hikayelerini izlemek.

DUYGU “Yağmurlar”ı yalnızca bir video klip değil, birlikte yarattığınız bir anlatı olarak düşündüğünüzde, izleyicinin klip bittikten sonra yanında hangi duyguyu ya da soruyu götürmesini istersiniz?

TUĞÇE Hikayede ne olursa olsun her zaman akan bir yol var ve insanı güçlü kılan şeylerden biri de o yola devam edebilme cesareti. Bazen o adımı atabilmek için köklerini, anılarını ya da geride bırakman gereken başka şeyleri yakman gerekebiliyor. Belki o ateşin içinde biraz sen de yanıyorsun. Ama yol yine de devam ediyor. Kendine o yolda ilerleme şansını verebilmek de cesaret istiyor. Klipte izlediğimiz kadın benim için çok güçlü bir kadın. Hayatın döngüsünü, başına gelenlerle birlikte bir şekilde kucaklamış ve yine de yoluna devam eden biri. Bu hikayenin, tam da bunu duymaya ihtiyacı olanlara cesaret vermesini, iyi gelmesini çok isterim.

BORAN İzleyicinin belki kendi yürüdüğü yola biraz başka bir yerden bakmasını isterim. Şems-i Tebrizi’ye atfedilen, benim de çok sevdiğim bir söz var: “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Klibin merkezindeki düşünce biraz bununla ilgili benim için. Bazen başımıza gelen ve o anda çok kötü olduğunu düşündüğümüz şeyler, aslında bizi hiç tahmin etmediğimiz başka başlangıçlara götürüyor olabilir.
Bir de klipte maskelerle ilgili bir mesele var. Birine ne kadar yakın olursan ol, hepimizin hayatta taşıdığı bazı maskeler var. O maskeler düştüğünde, ilişkiler değiştiğinde, yanında yürüdüğün insanlar artık orada olmadığında geriye sen kalıyorsun. Belki izleyicinin klip bittikten sonra kendine sormasını istediğim soru şu: Bütün o maskeler düştüğünde ve yolun sonunda kendinle baş başa kaldığında, olduğun kişiden mutlu musun?

DUYGU İkiniz de farklı disiplinlerde üretim yapan iki sanatçı olarak, bu iş birliğinde üretim pratikleriniz birbirini nasıl etkiledi?

TUĞÇE Kendi adıma burada en çok bahsedebileceğim şey, Boran’ın yönetmenlik sürecini izlemek oldu. Onun hikayeyi sahiplenişini ve büyük bir özveriyle adım adım ortaya çıkarışını izlemek gerçekten çok ilham vericiydi. Bir de söz konusu olan sizin yazdığınız bir şarkı olunca bütün bunları izlemek çok başka hissettiriyor. Oldukça uyumlu bir üretim süreci yaşadığımızı düşünüyorum. Boran’ın bana anlattığı hikaye en başından beri beni çok etkilediği için yaratıcı anlamda aynı yerde buluşmamız da oldukça doğal oldu. Sonrasında ben biraz o hikayenin gerçeğe dönüşmesini izledim diyebilirim.
Benim için işin başka bir tarafı da performanstı. Yönetmenimin aynı zamanda çok başarılı bulduğum profesyonel bir oyuncu olması, ister istemez “Bu hikayedeki kadının dünyasını onun hayal ettiği gibi ortaya koyabilecek miyim, hakkını verebilecek miyim?” diye düşündürdü. Tam da burada Boran’ın hem set öncesinde hem sette benimle kurduğu iletişim ve yaptığı his aktarımları çok değerliydi. Beni inanılmaz rahatlattı ve kendimi çok daha güvende hissetmemi sağladı. Açıkçası ortaya benden böyle bir performans çıkmasına biraz şaşırdım. Tabii bunda muhteşem ekibimizin de çok büyük bir payı var. Hep birlikte benim için çok güvenli ve rahat bir yaratım alanı kurdular diyebilirim. Sonuçtan hepimizin mutlu olması da bütün bu süreci benim için daha değerli hale getirdi.

DUYGU Bir fikri geliştirme, sezgilerinize güvenme, karar alma ya da bir işi ne zaman “tamamlanmış” kabul ettiğiniz konusunda benzerlikleriniz ve ayrıştığınız noktalar nelerdi? Bu süreç birbirinizin üretme biçimine dair size ne öğretti?

BORAN Sanırım bu süreçte en güçlü ortak noktamız birbirimizi desteklemek ve birbirimizin sezgilerine güvenmekti. Bir yandan da elimizdeki imkanların gerçekliğini kabul edip, o imkânlarla yapabileceğimiz en iyi şeyi yapmaya çalıştık. Bence yaratıcılığın önemli bir kısmı da burada başlıyor. Her şeyin sınırsız olduğu bir dünyada fikir üretmek başka bir şey; elindeki koşullar içinde fikrinin özünü kaybetmeden çözüm üretmek başka bir şey.
Bu süreç bana Tuğçe’nin kendi sezgilerine ne kadar güvendiğini ve aynı zamanda başka birinin fikrine alan açabilme konusunda ne kadar cesur olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü kendi yazdığı, kendi seslendirdiği ve çok kişisel bir şarkıyı başka birinin görsel dünyasına teslim etmek de bence başlı başına büyük bir güven.

TUĞÇE Kendi adıma, baştan sona Boran’la yaratım konusunda oldukça benzer bir yaklaşımımız olduğunu hissettim. Bence Boran da hislerini ve sezgilerini çok dinleyerek hareket eden biri. Bir hikâye hissel olarak ortaya çıktıktan ve onun için netleştikten sonra geriye onu teknik olarak gerçekleştirmek kalıyor. Benim yaratım sürecim de aslında biraz böyle. Bir şey içimde hissel olarak tamamlandığında, benim için gerçekten tamamlanmış oluyor. O yüzden bu süreçte çalışma biçimlerimizin birbirine benzediğini fark ettim.
Boran’ın kafasında hikaye en başından beri çok netti ve finalde de o ilk hayale çok yakın bir iş ortaya çıktı. Bu netlik benim de süreç boyunca çok rahat hissetmemi sağladı. Benzer bir yerden üretmek aramızda çok doğal bir uyum yarattı diye düşünüyorum.

DUYGU  Bu süreç ikiniz için de yeni bir ortak üretimin kapısını açtı mı?

BORAN Bence o kapı zaten açıktı; belki “Yağmurlar”la birlikte ilk kez içinden geçtik. Ben yaptığımız işlerin her zaman kolektif olduğuna inanıyorum. Oyuncusu, yönetmeni, yazarı, görüntü yönetmeni, yapımcısı, sanat ekibi, saç-makyajı, styling’i… Hepsi aynı hikaye anlatımının farklı parçaları. Ben bugüne kadar oyuncu olarak da hep bu anlayışla çalışmaya gayret ettim. Bu projede ilk kez yönetmen olarak o kolektif yapının başka bir noktasında durdum. Ve sanırım en sevdiğim taraflarından biri de buydu: Bir fikrin önce kafanızda küçücük bir görüntü olarak doğup, sonra onlarca insanın dokunuşuyla gerçek bir dünyaya dönüşmesini izlemek. Tuğçe’yle de bu anlamda kapının açık olduğunu zaten biliyorduk. “Yağmurlar” sadece o kapıdan birlikte attığımız ilk adım oldu.

TUĞÇE Şu an açıkçası hala bu klibin tadını çıkarıyorum ben bi taraftan…  Boran’la o kadar keyifli bir yaratım süreci geçirdik ki hayatın bize ileride başka güzel fırsatlar da sunacağına eminim. Birbirimize her an ilham olan bir yaratım alanımız var. Dostunuzla böyle bi alan paylaşmak paha biçilmez bir güzellik. Kendi adıma, böyle bir şey yaşandığında her zaman orada olmak isterim. Gerisi hayatın sürprizleri diyelim.

Author: Duygu Bengi

RELATED POSTS