Food for Thought w/ Vedrana Vukojevic

Unframed25 Şubat 2026
Food for Thought w/ Vedrana Vukojevic

Sınırlar hayali ve onlar tarafından tanımlanmak yalnızca bir tercih meselesi. Bazen kendi dünyanda yaşamak o kadar kötü bir şey değil… Gördüğünle hissettiğin birbirine bağlanabildiği sürece. Kişilik bir koleksiyon adeta; arada kaldığında, birbirine anlam katan benliklerin bütünü.

Eski, yeni ve zamanın dokunamadıkları arasında Vedrana, kendi kolajını kurguluyor. Empatiyle, görme eylemiyle… “Herkes görülmek ister,” diyor. Sonuçta, varlık paylaşıldıkça genişler. Yeni çağ felsefelerinin bize inandırmaya çalıştığı o “önemli olma” yanılgısı, sohbetimiz ilerledikçe yerini bağ kurmaya bırakıyor. 

Ve belki de ev, bir yer değildir.

Belki de bir bağ kurma eylemidir.

Düşünmeye değer. 

Boundaries are imaginary and getting defined by them is merely a choice. Yet living in your own head is not always a bad thing, as long as what you see connects to what you feel. Identity becomes a collection: versions of yourself that make sense together when you’re in between. 

Between the old, the new, and what time left untouched; Vedrana curates her own collage. Through empathy, through the act of seeing… “Everyone wants to feel seen.” she says. After all, presence expands when shared. The misconception of self-importance, as the new age philosophies want us to believe, leaves its stage for connection as we talk. 

Home, at the end, might not be a place.

It might be the act of connecting.

Food for thought.

YANKI Belgrad’da hayatı tanımla. 

Tren garının çatısı çöktüğünden beri Belgrad çığlık atıyor. Üniversite öğrencilerinin öncülüğünde başlayan protestolar, hesap verilmesini talep ederek tüm Sırbistan’a yayıldı. Aradan bir yıl geçti ama hâlâ kimse sorumlu tutulmadı.

Hükûmet ve cumhurbaşkanı bu çığlığı susturmaya çalışsa bile daha da büyüyor. Zamanla öfkeli, yorgun, kafası karışık ama hâlâ dimdik ayakta duran bir koroya dönüştü, polis şiddetiyle karşılaşsa bile. İşte burada hayat böyle: Adalet için bağıran, sürekli bastırılan ama susmayı reddeden bir şehir.

Ve bazen bu mücadelede yalnız olmadığımızı hissediyorum. Dünyanın her yerinde insanlar aynı şeytanlarla savaşıyor. Farklı bayraklar, aynı hikâye…

YANKI  Belgrad’la ilgili ilk anılarını düşündüğünde, aklına hangi görüntüler veya hisler geliyor; bunlar fotoğraflarına da yansıyor mu?

VEDRANA 90’larda büyüdüm; havada çok fazla acı ve depresyon vardı. 1999’da Hollanda’ya göç ettik, 2002’de yeniden Sırbistan’a döndük. İnsanlar genelde işlerimde karanlık bir hava olduğunu söyler, ama ben aslında o karanlığın içinde ışığı — sevgiyi, mizahı ve güzelliği — aramaya çalışıyorum.

Büyürken, hayatta kalmanın tek yolu gerçeğin dışına kaçmaktı. Hayal gücüm genişlemek zorundaydı; yoksa çevremde olan her şeyin ağırlığında boğulurdum. Hayatımın ilk yirmi yılını neredeyse tamamen kafamın içinde geçirdim—kitaplar ve sinema benim sığınağımdı. O yıllarda içime işleyen her şey, bugün dünyayı nasıl gördüğümü hâlâ şekillendiriyor ve kaçınılmaz olarak fotoğraflarıma da yansıyor.

YANKI Yaratıcılık senin kontrol ettiğin bir güç mü, yoksa kendini yeterince açtığında içinden akıp geçen bir akış mı?

VEDRANA Benim için yaratıcılık, sevgiden akar. Oğlum, çevremdeki insanlar ve hayatıma çektiğim ruhlar beni her gün ilhamla besliyor. Onların sevgisi, düşmeme ya da kendimi kapatmama izin vermiyor; kalbimi ve yaratıcılığımı açık tutuyor. Onlar sayesinde aklıma koyduğum her şeyi yapabileceğimi hissediyorum. Sevgi yayılır, iyileştirir ve bizi ileriye taşır.

YANKI Sokak lezzetleri çoğu zaman şehre ait hafıza, ritüeller ve samimiyetle var olur. Seçimlerin Belgrad kültürü hakkında nasıl bir hikaye anlatıyor?

VEDRANA Zamana karşı koyan mekanları seçtim. Hala eski Belgrad gibi hissettiren birkaç yer kaldı, parça parça kaybolan bir şehir burası… İç mekanları, kokuları, orada çalışan insanlar… Kafana Proleće, To Je To, ve San Marino gibi yerlerde, aynı yüzler hayatları boyunca orada var olmuş. Hiçbir şey değişmiyor ve güzellikleri tam da burada saklı. Bunda bir nostalji var. Bu kadar hızlı akıp giden bir dünyada, zamanın durduğu yerler gerek bize. Bazı şeyler değişmemeli. Bu insana huzur veriyor. 

YANKI Paylaşmak da bu kültürün büyük bir parçası. Yaratıcı dünyanı temsil etmesi için neden bu kişiyi seçtin?

VEDRANA Tamamen içgüdüsel gerçekleşti. Bir ilham perisi seçmemi istediğin anda aklıma hemen Anja geldi. O, birçok katmanı olan bir kadın: kendinden emin, dürüst ve dünyada var olma biçiminde korkusuz. Kendini kusursuz bir stil anlayışı ve moda bilgisinin derinliğiyle ifade ediyor. Her ne kadar stilist olarak çalışsa da, özünde bir sanatçı.

YANKI Başkalarını fotoğraflarken kendin hakkında öğrendiğin şey nedir? 

VEDRANA İnsanları gerçekten görebilme yeteneğimin olduğunu öğrendim. Onları hissedebiliyor, anlayabiliyor ve oldukları halleriyle sevebiliyorum. Birini fotoğraflarken, görünmeyi arzuladıkları hali yakalamaya çalışıyorum. Ve insanlar fotoğraflarına bakıp duygulandığında, “İlk kez biri beni gerçekten gördü,” dediklerinde, neden bunu yaptığımı hatırlıyorum. Herkes görülmek ister. Bu insancıl bir ihtiyaç. Birbirimizi gerçekten dinlemeyi ve görmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Tüm o yeni çağ felsefelerinin bize inandırmaya çalıştığı kadar önemli değiliz. Bazen yapabileceğimiz en anlamlı şey, sadece bir başkasına tanıklık etmektir.

Hata yapmak ve hatalardan öğrenmek aslında sınırları zorlamanın en iyi yolu. Yeni şeyler deneyimlemeliyiz ve kendimizi alışık olmadığımız durumların içine sokmalıyız. Ancak bu şekilde büyüyebiliriz.”

-Vedrana Vukojević

YANKI Söz konusu hayat olduğunda cesur olduğunu düşünüyor musun?

VEDRANA Evet. Özellikle geriye dönüp baktığımda, nerede olduğumu ve şimdi nerede durduğumu gördüğümde. On yıl önce ilk film kameramı aldım ve deli gibi arkadaşlarımı fotoğraflamaya başladım. Kafam, üretmeme izin vermediğim imgelerle, filmlerle, müzik videolarıyla dolup taşıyordu. Bir çıkış bulamayan hayal gücünü taşımak ağır bir yüktü. Sonunda o kapıyı araladığımda, durdurulamaz bir yaratıcılık çığı gibi her şey akmaya başladı: Hiç durmadı, sadece büyüdü. Bugün fark şu: artık deneyimim, özgüvenim ve cesaretimle o durmaksızın ilerleyen çığı kontrol edebiliyorum. Yani, evet. Hayat söz konusu olduğunda cesurum.

YANKI Sınırları zorlamak senin gerçekliğinde nasıl şekilleniyor? 

VEDRANA Her yönettiğim ve çektiğim müzik videosuyla birlikte yeni bir şey öğreniyorum. Hata yapmak ve hatalardan öğrenmek aslında sınırları zorlamanın en iyi yolu. Yeni şeyler deneyimlemeliyiz ve kendimizi alışık olmadığımız durumların içine sokmalıyız. Ancak bu şekilde büyüyebiliriz. Nick Cave’in dediği gibi: “You’ve got to just keep on pushing it. / Keep on pushing it. / Push the sky away.”

Interview & Words by Duygu Bengi, Yankı Tan

Editorial Assistant Duru Ustaoğlu

Photography by Vedrana Vedrana Vukojević

Muse Anja Knežević

Author: Based Istanbul

RELATED POSTS