From Lagos Streets to Chanel: Rachel Ojuromi

Fashion10 Ekim 2026
From Lagos Streets to Chanel: Rachel Ojuromi

Bazı kariyerler bir casting odasında değil, bir sokakta başlar. Rachel Ojuromi için podyum yolculuğu, Paris Moda Haftası’ndan çok önce başladı. Rachel, moda dünyasının ona bir podyum sunmasını beklemedi. Lagos’ta kendi podyumunu yarattı ve sonunda Chanel onu kendisininkine davet etti.

Nijerya’nın Lagos kentinde doğup büyüyen, film ve yaratıcı yönetmenlik geçmişine sahip 22 yaşındaki Ojuromi için moda, yalnızca kıyafet giymekten çok daha fazlası. Karakter, hareket ve modanın gündelik hayattaki yeriyle ilgileniyor. Kusursuz moda ortamını başka bir yerde aramak yerine, zaten tanıdığı sokaklarda buluyor. En yakın arkadaşı, stilist ve tasarımcı Debby Fasingha ile modaya duydukları ortak tutkuyu sosyal medyaya taşımaya başlamaları kariyerinde dönüm noktası oldu. Günlerini defileleri izleyerek, birlikte thrift yaparak ve kendi gardıroplarındaki parçaları Lagos’taki vintage mağazalardan buldukları kıyafetlerle bir araya getirerek geçiriyorlardı. Fotoğrafçı Odey Ikpä’nın da aralarında olduğu bu yaratıcı süreçte, Lagos sokakları spontane moda videolarının çekim alanına dönüştü. Çok geçmeden videoları online’da dikkat çekmeye başladı.

Videoları kısa sürede viral oldu, ancak onları asıl farklı kılan arkasındaki dünyaydı. Rachel, yıllardır biriktirdiği referansları bir araya getiriyordu: 2000’lerin başındaki moda anlayışı, podyum arşivleri, Tumblr, Nollywood ve Lagos’un görsel kültürü. Pazara gitmek, sokakta yürümek ya da sıradan bir öğleden sonrası geçirmek bile görüntülerinin bir parçasına dönüşüyordu; Lagos sokakları, kendi görsel dilinin doğal bir uzantısı haline gelmişti. Bu yaklaşım, modanın da ötesine uzanıyor. Rachel’ın genç Afrikalı yaratıcıların yalnızca ürettikleri işleri değil, bu işlerin arkasındaki fikirleri, denemeleri ve üretim süreçlerini de paylaşabilmeleri için kurduğu The Process Africa platformu da aynı bakış açısını yansıtıyor. Afrika’daki yaratıcı fikirleri kendi sınırlarının ötesine taşımak fikri, Rachel’ın kendi yolculuğunda da karşılığını buluyor.

Bu yaklaşım, Chanel’in Métiers d’Art koleksiyonunu sosyal medyada yeniden yorumladıklarında da kendini gösterdi. Rachel ve Debby önce orijinal defileyi inceledi, ardından koleksiyondaki görünümleri Lagos’ta ikinci el parçalar, kendi gardıroplarındaki kıyafetler ve Debby’nin tasarımlarıyla yeniden yarattı. Koleksiyonu parça parça kopyalamak yerine dokular ve styling üzerinde oynayarak kendi dünyalarına taşıdılar. Bunu da en iyi tanıdıkları sokakların fonunda yaptılar. Video kısa sürede Lagos’un çok ötesine ulaştı ve Rachel’ın çalışmalarının Matthieu Blazy’nin dikkatini çekmesini sağladı. Blazy, onun dünyasına Instagram üzerinden denk geldi ve içeriklerini takip etmeye başladı. Böylece iki farklı dünya yavaş yavaş kesişmeye başladı.

Rachel’ın Chanel podyumuna çıkacağını doğrulayan telefon, kendisi Lagos’taki evindeyken geldi. Yıllardır Paris’te yaşayacağı bir hayatı hayal ediyordu; 2020’de, bir gün orada yaşamanın nasıl olabileceğini anlatan videolar çekiyordu. Şimdi ise ilk podyum deneyimi için Paris’e çağrılmıştı.

Üstelik bu, Afrika dışına yaptığı ilk seyahatti. Paris’te geçirdiği hafta boyunca arkadaşlarıyla vakit geçirdi; provalar, geç saatlere kadar süren geceler ve Eyfel Kulesi ziyaretleri arasında şehrin tadını çıkardı. Ardından Grand Palais’de gerçekleşen Chanel SS27 defilesinde yürüdü.

Defilede Ojuromi, gri ve sarı tüvit bir ceket ile midi etek giydi. Renk seçiminin ayrıca kişisel bir anlamı vardı: Sarı, Debby’nin en sevdiği renkti. Chanel’in imza tüvitini daha genç ve hafif bir kombinasyonla buluşturan görünümünü, geriye doğru taranmış örgüler ve ışıltılı bir ten tamamlıyordu.

Defile öncesindeki saatler provalar, saç hazırlığı ve son dokunuşlarla geçti. Rachel da aralarda yürüyüşünü çalıştı. İlk kez podyuma çıkacak olmanın heyecanı ve gerginliği vardı, ancak çevresindeki insanların desteği bu gerginliği hafifletmesine yardımcı oldu. Podyuma çıktığında ise heyecanı giderek yerini andan keyif almaya bıraktı.

Işıklar, kıyafetler ve moda dünyasının tanıdık yüzleri arasında, Lagos’ta koltuğunda oturup Chanel defilelerini izleyen ve bir gün kendisinin de arkadaşlarıyla birlikte kendi şovunu yaratmanın nasıl olacağını düşünen o kızı hatırladı. Şimdi ise bir zamanlar hayalini kurduğu görüntünün içindeydi.

Belki de Rachel’ın hikâyesini bugün takip etmeye değer kılan tam olarak bu. Mesele yalnızca Chanel’e ulaşmış olması değil; kendi referanslarını oluşturan, kendi platformlarını yaratan ve moda dünyasındaki yerini kendi yöntemleriyle bulan bir nesli temsil etmesi. Bir kariyerin içgüdü, arkadaşlık, merak ve elindekilerle bir şey üretme cesareti üzerinden şekillenmesinde farklı bir şey var. Rachel’ın hikâyesi, bir varış noktasından çok, bakış açısındaki bir değişimi temsil ediyor. Modanın her zaman beklenen yerde başlamadığını ve en ilginç yolların çoğu zaman daha önce kimsenin çizmediği yollar olduğunu hatırlatıyor.

Author: Ceren Gökmen

RELATED POSTS