DUYGU Saut Hermès, markanın mirası ile eşsiz zanaatkarlığının zamansız bir gelenekte buluştuğu noktada duruyor. Bu etkileyici atmosferin ardındaki hikayeyi bizimle paylaşabilir misin?
UGO Şunu söyleyebiliriz ki, bir bakıma geçmişten bugüne uzanan güzel bir döngü bu. Çünkü Saut Hermès, maison için atın bir kutlaması. Atı yeniden Paris’e davet etmenin bir yolu. Binicilik métiers’leri, maison’un ilk métiers’leri. Neredeyse 200 yıllık bir hikayeden bahsediyoruz. Ve at, bir bakıma, kesinlikle ilk müşterimiz. Bu yüzden at, bu olağanüstü felsefenin temel taşı ve Hermès maison’unun kalbindeki ana damar.


DUYGU Peki sen Hermès’in DNA’sını nasıl tanımlarsın?
UGO Bizim DNA’mız kesinlikle ata dayanıyor. Saraçlık zanaatine, hatta ondan da önce koşum yapımına. Çünkü eyer üretmeden önce, at arabalarını taşıyan atlar için koşum takımları üretiyorduk. Ardından eyerlere geçtik. Ve tabii ki atın toplum ve medeniyet içindeki dönüşümünü de takip etmeye devam ettik. Binicilik dünyasından gelen tüm bilgi birikimimizi diğer métiers’lere aktardık.
Şunu demek istiyorum ki evet, bu bir miras ama aynı zamanda varlığını sürdüren bir gerçeklik. Le Saut ile ifade etmek istediğimiz şey de tam olarak bu. Binicilik bizim için yalnızca anlattığımız bir hikaye değil, gerçekten yaşadığımız bir şey.
Çağdaş bir sporun parçasıyız. Çok çağdaş bir obje olan eyerle çalışıyoruz. Güncelliğini koruyan, teknik açıdan gelişmiş, hem at hem de binici için özel olarak tasarlanan bir obje. Ve evet, bu canlı tutmayı başardığımız bir gelenek. Le Saut da bunun en güçlü yansımalarından biri.
DUYGU Peki bu miras nasıl dönüşüyor? Onu canlı tutmak adına nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Saut Hermès’e adım attığınız anda bu mirası gerçekten hissedebiliyorsunuz.
UGO Evet. Atı her yerde hissediyorsunuz. Bilgi birikiminden estetik detaylara kadar, at bizim tüm detaylarımızın içinde yer alıyor. Ama binicilik métiers’leri açısından baktığımızda, oldukça dinamik bir alandan söz ediyoruz. Çünkü hem atı hem de biniciyi donatma gibi bir misyonumuz var. Bu nedenle yalnızca eyer ve dizgin koleksiyonlarımız değil, aynı zamanda binici ready-to-wear koleksiyonumuz ve tüm aksesuarlarımız da var. Bence bizim için en önemli şeylerden biri, her zaman bir ideal sunabilmek. Zamansız bir zarafet, saf bir teknik yaklaşım ve kusursuz bir uyum ideali.
Eyer tarafında birlikte çalıştığımız partner binicilerimiz bizi her gün daha iyisini yapmak için zorluyor. Zanaatkarlarımız, partner binicilerimiz ve eyer uzmanlarımız arasında sürekli bir diyalog var. Binicilerin ne istediğini, ne hissettiğini ve bunu deriyle, zanaatkârlıkla nasıl buluşturabileceğimizi gerçekten anlamaya çalışıyoruz. Hermès eyerini özel kılan şey de geleneksel bilgi birikimi ile sporun çağdaş vizyonu arasındaki denge.
En başından beri, Hermès eyerinin kimliğini özetlemek gerekirse, akılda tutulması gereken temel unsur yakın temas fikri. Biz her zaman biniciyi ata çok yakınlaştıran eyerler ürettik. Amacımız yalnızca biniciyi iyi bir pozisyona yerleştirmek değil. Binicinin atla çok ince bir iletişim kurabilmesini sağlamak. Bu ideal, binici ready-to-wear tarafında da büyük önem taşıyor. Çünkü bir silüet yaratmak istiyoruz. Zamansız, yalın bir silüet. Umarım burada binicilere baktığınızda, Hermès binicilerinin zarafetleri ve bir anlamda sadelikleriyle diğerlerinden ayrıldığını görebilirsiniz.


“Binicilik bizim için yalnızca anlattığımız bir hikaye değil, gerçekten yaşadığımız bir şey.” -Ugo Borao

DUYGU Hermès öncesinde de, Hermès bünyesinde de yolculuğunuz zanaatkarlık etrafında şekillendi. Maison bu konudaki kişisel bakış açınızı nasıl etkiledi?
UGO Hermès’e 12 yıl önce katıldığımda keşfettiğim şey, bunu nasıl ifade edebilirim… gerçek bir sahicilik hissiydi. Sadece sahicilik de değil, aynı zamanda ustalık bilgisini koruma ve onu kutlamaya dair gerçek bir irade. El işçiliğine, zanaatkarın emeğine, kullanılan malzemelere, deriye karşı büyük bir saygı var. Hermès’le hikayemiz 12 yıl önce başladı. Ve bence bu yaklaşım, Maison’un bir parçası olan herkesi belirli bir düşünce biçimine yönlendiriyor. Zanaatkarlarımıza özen gösteriyoruz, malzemelerimize özen gösteriyoruz, modellerimize özen gösteriyoruz. Yaratıcı ruhu koruyoruz. Yaratan kişinin ortaya koymak istediği şeye sadık kalmaya çalışıyoruz. Ve evet… çok saf bir yaklaşım bu.
DUYGU Peki senin için bir eyeri “Hermès” hissettiren ince detay nedir?
UGO At, konuşmaz. Bu yüzden Hermès’nin en başından beri amacı, atın her şekilde özgürce hareket edebilmesini ve rahat hissetmesini sağlayacak en kusursuz eyeri yaratmaktı. Sanırım buradan öğrendiğimiz en önemli şeylerden biri de kusursuz uyum ve kusursuz form fikri. Sizinle birlikte hareket eden, hareketi özgürleştiren bir şey yaratmak. Ve tabii ki bu yalnızca at için değil, herkes için geçerli.
Bilgi birikimimize dair çok önemli başka bir unsur daha var: Saraçlıkta ya da dizgin yapımında hiçbir şeyi gizleyemezsiniz. Her şey görünür olmalı. Kalın deri parçalarının içinden geçen güçlü dikişler vardır ve dikiş izlerini hem ön hem arka tarafta net şekilde görebilirsiniz. Her iki tarafın da kusursuz olması gerekir. Bence bu, Hermès’nin zanaat bilgisini yorumlama biçiminin en önemli noktalarından biri. Biz hiçbir şeyi saklamıyoruz. Her şeyi görünür kılıyoruz. Her şeyin hem içte hem dışta güzel olması gerekiyor.


DUYGU Sessizlikten ve hareketten, aralarındaki bağdan bahsettin. Senin için hangisi daha önemli? Sessizlik mi, hareket mi?
UGO Ben oldukça hareketli biriyim! Ama sanırım atlarla birlikte büyük bir uyum içinde hareket etmeyi öğreniyorsun. Ve galiba ben harekete daha yakınım. Çünkü eyerle ilgili sevdiğim şey, onun hareket eden iki beden arasında bir bağ olması: at ve binici. Eyerin güzel yanı da tam olarak burada yatıyor. Amacı, hareket halindeki bu iki bedenin gerçekten birlikte hareket edebilmesini sağlamak. Neredeyse bir dans gibi. Bu yüzden evet, ben harekete daha yakınım. Bana daha çok ilham veriyor.


DUYGU Bulunduğun pozisyonda daha çok bir stratejist olarak mı, yoksa yaratıcı biri olarak mı öne çıkmak istersin?
UGO Bence burada, Hermès’de gerçekten değer verdiğimiz şeylerden biri girişimci ruh. Ve sanırım bu, ikisi arasında güçlü bir köprü kuruyor. Çünkü yaratıcı insanların ortaya koyabilmesi için en doğru koşulları yaratmanız gerekiyor. Ardından da o yaratımı koruyup hayata geçirdiğinizden emin olmanız. Bu yüzden evet… sanırım girişimcilik tarafı daha baskın.
DUYGU 12 yılın ardından, Saut Hermès sona erdiğinde sende kalan his ne oluyor?
UGO Sanırım en çok yaymak istediğimiz duygu neşe. Çünkü günün sonunda bu, atın bir kutlaması. Maison’un DNA’sının Paris’in ortasında kutlanışı. Yaklaşık on yedi bin kişiyi ağırladığımız, üç gün süren güzel bir yolculuk. Ve insanların burada, ata ve Maison’a yakın hissederek neşeli bir deneyim yaşamalarını istiyoruz.
DUYGU Buraya ilk gelişim ama sanki eve dönmüşüm gibi hissettiriyor. İnsan anında bir yakınlık hissediyor, neredeyse bir aile gibi.
UGO Ve göreceksin, burada gerçekten bütün bir günü geçirebilirsin. Çok güzel bir atmosferi var. Elbette sporun kendisi, engel atlamayı ve onun tüm teknik yönlerini anlamak var. Ama aynı zamanda parkurun tasarımındaki estetik ve atın hareketi de var. Bir yandan harika bir kitabevi, burada olmaktan çok mutlu olan ekiplerin yer aldığı mağaza, sohbet edebileceğin zanaatkarlar, çocuklar gelip midillilerle vakit geçirebilir… Misafiri tamamıyla içine çeken bir deneyim alanı. Yani evet… bir bakıma bir yolculuk gibi.
From Based Istanbul N°46 ICONS, Redefined Issue.
Interview by Duygu Bengi
Photography by Yağız Yeşilkaya
Ugo Borao’s portrait photographed by Lucas Lehmann.