Sosyal medya bir zamanlar sürekli paylaşmayı bir bağ kurma biçimi gibi gösteriyordu. Ancak daha fazlasını paylaşmak, her zaman daha güçlü bağlar kurduğumuz anlamına gelmiyor. Bazen tam tersine bir baskı yaratıyor; kendimizi açıklama, mutlu olduğumuzu kanıtlama, başarılı olduğumuzu gösterme ya da özel anlarımızı başkalarının tepki verebileceği bir içeriğe dönüştürme baskısı.
Gizlilik ise başka türden bir özgürlük sunuyor. Nerede olduğumuzu, ne planladığımızı, kiminle vakit geçirdiğimizi ya da neler yaşadığımızı herkesin bilmesi gerekmiyor. Bazı deneyimler yalnızca bize ve onları doğrudan paylaştığımız kişilere ait olduğunda daha anlamlı hale geliyor.
Bu, sosyal medyadan tamamen kaybolmak anlamına gelmiyor. Nelerin bir izleyici kitlesini hak ettiğine, nelerin korunması gerektiğine daha bilinçli karar vermek anlamına geliyor. Belki internetin bir sonraki dönemi daha fazlasını göstermekle değil, neyi göstermemek gerektiğini bilmekle şekilleniyor. Ve asıl soru belki de şu: Bir an senin için anlamlıysa, onu gerçekten herkesin görmesi gerekiyor mu?