Our Obsession with Signs

Opinion17 Şubat 2026
Our Obsession with Signs

Sosyal medyada beş dakika geçirin, karşınıza mutlaka çıkar: kötü davranışları açıklayan burç meme’leri, “evren sana işaret gönderiyor” temalı viral paylaşımlar, kişilik özelliklerinin doğum haritalarına ya da tekrar eden sayılara bağlanması. Astroloji, manifestasyon ipuçları ya da kozmik “kırmızı bayraklar” fark etmez; işaretler her yerde ve insanlar buna takıntılı. Bu takıntı yeni değil ama bugün çok daha gürültülü. Ve yıldızlardan ya da sembollerden çok, bizi anlatıyor.


Özünde işaretlere olan bu düşkünlük, kaotik hissedilen bir dünyada anlam arayışı. Modern hayat belirsiz. Kariyerler istikrarsız. İlişkiler karmaşık. Geleceğin kırılgan hissettirmesi şaşırtıcı değil. İşaretler rahatlatıcı bir anlatı sunuyor. Her şeyin bir nedeni olduğunu, karmaşanın çözülebileceğini, rastlantıların aslında gizli bir rehberlik olduğunu ima ediyorlar. Hayat bunaltıcı geldiğinde, işaretlere inanmak onu okunabilir kılıyor.


İşaretler aynı zamanda sorumluluğu da dışsallaştırıyor. Merkür retrosundaysa belki o tartışma tamamen senin suçun değildir. Bir karar vermeden önce 11:11’i gördüysen, belki “olması gerekiyordur.” Olan biteni işaret olarak yorumlamak, seçimin yarattığı kaygıyı yumuşatır. Kararlar kaderle flört eder hale gelir; tamamen bize ait olmaktan çıkar. Bu rahatlatıcı olabilir ama aynı zamanda hesap vermekten kaçmanın da bir yoluna dönüşebilir. Sosyal medya bu eğilimin üzerine adeta benzin döküyor.

Algoritmalar, içgörü gibi paketlenmiş kesinliği ödüllendiriyor: “Bunu görüyorsan, bu bir işaret.” Binlerce kişi aynı “işareti” beğenip paylaştığında, kolektif bir doğrulama yanılsaması oluşuyor. Herkes görüyorsa, gerçek olmalı, değil mi?


Bir de kimlik meselesi var. İşaretler, kalabalık dijital dünyada insanların kendilerini hızlıca açıklamasına yardımcı oluyor. “Akrebim” ya da “manifestor’ım” demek, karmaşıklığın kestirme yolu haline geliyor. Travmaları, değerleri ya da çelişkileri açmaktan daha kolay. Etiketler, kırılganlık olmadan aidiyet; çaba harcamadan açıklama sunuyor.


Bunların hiçbiri işaretlerin başlı başına kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sembolizm, mitoloji ve örüntü arayışı insan doğasının bir parçası. Oyunlu, düşündürücü, hatta terapötik olabilirler. Sorun, işaretlerin düşünmeyi tetiklemek yerine onun yerini aldığı noktada başlıyor.
Her şey bir mesaj değil. Bazen kötü bir gün sadece kötü bir gündür. Bazen bir tesadüf, sadece tesadüftür. Belki de çağımızın asıl işareti yıldızlarda değil, güvenceye duyduğumuz açlıkta saklı. Evrenin bize geleceği söylemesini istemiyoruz; iyi olacağımızı söylemesini istiyoruz.

Author: Duygu Bengi

RELATED POSTS