DUYGU Hangi ortam sana daha doğal geldi: yaratıcı olmak mı, yoksa yaratıcıları görselleştirmek mi?
SOLANGE Resim yapmak ve yazı yazmak içgüdüsel gelen şeylerdi. Yapmadan önce düşünmediğim şeyler. İçerisinde kaybolabildiğim alanlardı: Kimsenin beni izlemediği, yanlışımı düzeltmediği… Modellik yapmak ise ilk başta doğal gelen bir şey değildi: Görülmek ve bunun üzerine yargılanmak. Kolektif bir şekilde yapmaya başlayınca işler değişti. Daha doğallaştı benim için. Sonunda ikisine de ihtiyacım vardı: Birisine kaybolmak için. Diğerine de hayatta kalabilmek için.
DUYGU Bu iki alanda da seni en çok zorlayan şey nedir?
SOLANGE Sanatta asıl zorluk, kendinden bir parçayı eserine aktarabilmek; ama bunu yaparken sadece seni içermeyen, seni de içinde taşıyan daha büyük bir şey yaratabilmek. Modellikteki zorluk ise bunun tam tersi: Bir imgeye indirgenirken insan kalabilmek.
DUYGU Bu süreç içinde kendine koyduğun sınırları hiç sorguladın mı?
SOLANGE Her zaman sorguluyorum. Vücudun işin olduğunda sınırlar bulanıklaşıyor. Sınır çizgilerimi tekrar tekrar o kadar çizmem gerekti ki şu anda bombalanıp yeniden inşa edilen bir şehrin haritasına benziyor.
DUYGU Şiirinde belirli konular ya da duygular baskın geliyor mu? Yaratma güdünü ve performans sanatını besleyen şey nedir?
SOLANGE Hayatın kendisi. Benim daha fazlasını eklememe gerek kalmadan ne kadar kafa karıştırıcı bir şey olduğunu küçük yaşta öğrenmiş oldum. Hislerimi gerçek dünyaya uyabilmesi için küçültmeye ne kadar çalıştıysam da olmadı. Hayat her zaman lanetli ve güzel kalacak. Sizi yere düşürür ve sonra da kaldırır. Yazılarımın çoğu bu gibi anlardan doğar: Ortalığı karıştırmadan dinen bir gelgit gibi. Böyle olmasını ben istemedim. Her şeyi içimde tutmaya son verdiğimde gerçekleşti. Yazı yazmak benim için bir görme aracı, bırakmayı öğrenmenin bir yolu. Bazen bu süreçte sizi yere düşürenin hayat değil de kendiniz olduğunu fark ediyorsunuz. Bunu anlayınca zihnimdeki dil nihayet berraklaşmaya başladı. Performans, adaletsizlikten doğar. İstismarın, hayatta kalmanın, siyasetin ve nedensiz zulmün içinden. Sınıfsal duvarlardan, günün bıraktığı yaralardan. Okyanuslar ötesindeki bir savaşa duyarlılık taslayıp, önündeki garsona nezaketi esirgeyen ikiyüzlülükten. Bunlar beni yaratmaya itenler. Eserlerimi sadece bir uğra adayabildiğimde paylaşıyorum. Yoksa benimle kalıyorlar.

“Sosyal medya bir nevi bir kostüm partisi ve ben kendime en çok benzeyen kostümü giyip boy gösteriyorum”-Solange Smith
DUYGU Sizin perspektifinizde şiir, performans sanatı bağlamında teknolojiyle nasıl kesişiyor
SOLANGE Teknoloji hem bir megafon hem de bir yanılsama. Dünyaya ulaşabilirsin ama sinyal hiçbir zaman temiz değildir. Şiir ise zamansızdır, neredeyse klasikleşmiş bir formdur. Bu ikisi birbirini iptal etmez, aksine besler. Çünkü teknolojiyi inşa edebilmemiz için şiire ihtiyacımız var; dil ve hayal gücü her şeyden önce gelir. Performanslarımdan önce şiir okumayı severim. Bir samimiyet yaratır, beni dengeler ve seyircinin, yaratım sürecinde bulunduğum alana adım atmasına izin verir. Tam anlamıyla herkesi içine alan bir deneyim.
DUYGU Sosyal medya her iki disiplinin de sahnesi. Çalışmalarını paylaşırken özgünlük ile kurguyu nasıl dengeye oturtuyorsun?
SOLANGE Pek iyi dengelediğimi düşünmüyorum. Parçalar halinde otantik olduğunu söyleyebilirim. Sosyal medya bir nevi bir kostüm partisi ve ben kendime en çok benzeyen kostümü giyip boy gösteriyorum. En çok benzeyen ki üstüme otursun ama yine de bir kostüm ki kendimi tamamıyla ele vermeyeyim. Mahremiyetin güzelliğine hâlâ inanıyorum çünkü yaptığım ya da söylediğim her şeyin dünyaya ait olmasını istemiyorum. Günün sonunda gizemi arzuluyorum, çünkü orada hâlâ keşfedilmemiş bir serüven saklı.
DUYGU Sence teknoloji sanatı daha yaygınlaştırarak demokratikleştiriyor mu? Yoksa orijinalliğinden ödünç vermesine mi neden oluyor?
SOLANGE Her ikisi de. Artık herkes bir ses çıkartabiliyor ama bu herkesin müzik yaptığı anlamına gelmiyor. Gürültü oyunun bir parçası ve siz de bu süreçte hala bir sese sahip olanları dinlemeyi öğreniyorsunuz. Aslında düşündüğünde hiçbir eser tamamıyla orijinal değil. Hepsi ilham kırıntılarının kendi hayatınla harmanlanmasından oluşuyor; ve umuyorsun ki o karışım yeni bir dala dönüşsün, başkalarının da kendi yollarıyla üzerine inşa edebileceği bir dala.
DUYGU Hayata karşı cesur olduğunu düşünüyor musun?
SOLANGE Cesur muyum bilmiyorum, sadece yürümeye devam ediyorum. Cesur olmak kulağa fazla kahramanca geliyor. Ama kesinlikle inatçı biriyim; belki de bu aynı şey demektir. Annem, yapmaya çalıştığım her şeyde bana ‘korku yok’ derdi ve ben de bunu hayatımın her alanına taşımaya çalıştım.
DUYGU Yaratıcılık senin için ne anlama geliyor?
SOLANGE Yaratıcılık benim için hayatta kalmaktır: Savaşmam gerektiğinde bir silah, saklanmam gerektiğinde bir kalkan, bazen de hiçbir şey işe yaramadığında tek çıkış yoludur. Güvendiğim tek değerdir; çürümez, kimse onu gerçekten yargılayamaz – en azından önemli olacak şekilde değil. Çünkü günün sonunda bana ait olan tek şeydir.
Aklımda sıkışıp kalanları dünyaya fırlatabilmemin tek yoludur; yamuk düşseler bile. Ve tıpkı aşk gibi, içinde herkes için bir pay vardır. Ona ulaşabilmek içinse biraz kanamayı göze almak gerekir.
DUYGU Herkes kendine biraz sert davrandığı bir dönemden geçer. Sen ne zaman ve nasıl hem kendin hem de kararların için özür dilemekten vazgeçtin?
SOLANGE Sanırım hâlâ kendime karşı fazlasıyla sertim; bunun iyi mi kötü mü olduğuna ise hâlâ karar veremedim. Özür dilemeyi, aslında bunu takip eden tek kişinin ben olduğumu fark ettiğimde bıraktım. Hayatını izin almayı bekleyerek geçirirsen onu harcamış olursun. Bir noktada artık izin istemeyi bıraktım.
Interview with Solange Smith
Interview by Duygu Bengi